|
Öyle bir sis var ki Ankara'da, iki metre ötesi görünmüyor, birazdan önüme ne çıkacak belli değil, tam bir teslimiyet içinde, hesapsız gidiyorum, insanın çok fazla uzağı görememesi ne kadar güzel...
Anı yaşıyorum sanki.
Attığım her adımın sahibi Allah… Belki bir çukur ya da hızla gelen bir araba var önümde ama O’na sığınmış yürüyorum.
Gerçekten hayatta olduğumu idrak ediyorum iliklerime kadar: Buz üstünde, önümü görmeden yürüyorum…
Ben, bu kör yürüyüşü çok sevdim!
İşe koşturan insanların panik yüzlerini görmüyorum… Önünden geçtiğim döviz bürolarının bantlarından kurları okumayacağım… Bugün, büfeden sigara alırken Sözcü Gazetesi’nin manşetini görmemek bile nimet sayılmaz mı?
İsteyen, alacaklısından kaçabilir… Kaçmak ne güzel…
Sisin rahmetine sığınıp kör yürümek… Tam bir hidayet havası var bugün Ankara’da…
Sigaramın ateşi tıpkı bir deniz feneri gibi yolumu aydınlatıyor. Üstüme doğru gelen her ateşin arkasında bir insan yüzü var. Burnumuzun ucunda cehennem ateşi… Ateş hızını geçebilsek eğer cehennem arkamızda kalacak ama yook! Onunla burun buruna yaşıyoruz.
İki kutuplu bir insan oldum sanki… Ayaklarımın altında buz, burnumun ucunda sigara ateşi… Ortasında ellerim var. Ellerim ekvator çocukları gibi, çırılçıplak…
Birazdan sis dağılacak… Yüzler çıkacak ortaya… Yine tabelalar, Sözcü Gazetesi’nin manşetleri, bu büyü bozulacak. Hesaplanmış adımlar atacağız hiç durmadan ve Allah tüm planlarımızı yırtacak. Olsun, yine de kendimiz yürüyoruz sanacağız ve o sırada bacaklarımız içten içe gülecek halimize!
Sis dağılacak, kör yürüyüş bitecek, yüzümü göreceksiniz, yüzlerinizi göreceğim! |