İçinizdeki Öküze Oha Deyin Kitabının 47. Baskısı öğrenciler ve aileler de okuyabilsinler diye küfürden, argodan temizlenerek yayınlandı. Bomba gibi son baskı C4 yayınlarından çıktı.

Semazenler ve Mevlana Döner Sermaye Oldu PDF Yazdır E-posta
Yazar Admin   
Pazar, 08 Kasım 2009 01:34
AddThis Social Bookmark Button

Gerçek Hayat Dergisi'nde usta işi röportajlara imza atan Bekir Fuat, yazarımız Bülent Akyürek'e son kitabı "Öğlen namazına Nasıl Kalkılır"ı ve gönlüne gelen başka şeyleri sordu. Bülent Akyürek içinden geldiği gibi cevapladı. Röportajı okuyunca "Dilin kemiği yoktur" deyimi üzerine bir kez daha düşünüp, "dilin kılıcı bile varmış" diyebilirsiniz. Kalkanlarınız hazırsa buyrun okuyun:

Semazenler ve Mevlana Döner Sermaye Oldu!
 
Bekir Fuat — Paz, 08/11/2009 - 08:02
Geçen yıl okunma ve tartışma rekorları kıran “İçinizdeki Öküze Oha Deyin” ve “Yılgın Türkler”den sonra, farklı bir kitapla daha döndün, mevzu bulmak bu kadar kolay mı gerçekten?

Modern dünya demek konu bolluğu demektir. Çelişkiler ve karmaşa çağındayız, fikir birliği ve kolektif düşünce kalmadı. Türkiye’de yaşıyorum çok şükür, konudan çok ne var?
 
“Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?”da “Müslümanlar, kadın tacirleri kadar erkek olamadıkça yenileceğiz.” Diyorsun. Daha yumuşak anlatmanın bir yolu yok mu?

Ben cesur bir adam olduğumu söylemiyorum, galiba konuşurken ve yazarken korkmayı unutuyorum. Yazdıklarımı okuyan, televizyonlardan izleyen veya konferanslarımda karşılaştığım insanlar yanıma geldiklerinde “Abi sen O’sun, aynı adamsın.” diyorlar. Neysek o olmalıyız değil mi?
 
“Neysek o olmalıyız.” deyince; Hazreti Mevlana geldi aklıma. Bülent Akyürek ne istiyor Mevlana severlerden?

İnsan sevdiğini pazarlar mı? Hz. Mevlana ve Semazenler döner sermaye oldu, ben bütün bunlara karşı çıkıyorum, mübareğe laf ettiğim yok! Aman ha, Hz. Mevlana’nın bütün pazarlama müdürleri üstüme gelir şimdi, hâşâ…
 
Mirac Asansörleri varmış, kitapta yazıyor, gerçekten mi?
Müslümanlar kafayı ilme bilime öyle bir takmışlar ki her şeyi bilimsel olarak desteklemekten haz duyuyorlar. Peygamberimizin Mirac’a çıkışını asansörle vurgulayıp bu arada dikkat çekmeyi başlamışlar doğrusu ama fıkhen durumları nedir bilmiyorum, yine de hayırlısı, bakalım daha neler göreceğiz?

Bir yerde namaz kılmayan insana “bu ne cüret, bu ne terbiyesizlik?” diyorsun. Bu da çok ağır değil mi?

O bölümde şu var: “Çocuğunuza bir sakız alan amcaya teşekkür etmesini öğretiyorsunuz ama namaz kılarak Rabbinize şükretmediğiniz gibi çocuklarınıza namazı aşılamadan başkalarına teşekkür etmesini öğretiyorsunuz. Çocuklarımız nezaket sahibi bir insan olarak cehenneme mi gitsinler? Çocuk, her şeye teşekkür ettiği zaman rızkın Allah’tan geldiğini unutuyor…”
Kitapta modern farzlar diye bir şeyden söz ediyorsun, nedir o modern farzlar?
Biz yok etmeye çalışsak bile kapitalistler onu diriltecekler. Bu dinin sahibi Allah’tan sonra kapitalistlerdir merak etmeyin! Reklâmlar günde üç kez diş fırçalamanın öneminden dem vurarak diş fırçası, diş macunu satışlarını pompalıyor. Günde üç kez yemek yeme alışkanlığı farz oldu, İngilizce, bilgisayar bilmek farz… Yılda bir ay Akdeniz sahillerine gitmek, düğünde içmek, ramazanda pide yemek, yılbaşında dansöz izleyerek kafa çekmek, Sibel Can Rejimi, çocuklarımıza yaş günü düzenlemek farz… İşte ben “modern farzlar” diye bunlara diyorum. Modern farz ve hazlara gösterdiğimiz ciddiyeti namazlarımızda göstersek problem kalmayacak. Bir de bir gün öleceğiz, unutma diyorum kendi kendime.
 
Sadece kendi kendine demiyorsun canım, kitabın tamamına simmiş bir ölüm düşüncesi var nerdeyse…
Ölümü unutan insan Kuran’dan uzaklaşır. Ahlâksız olur, zalim ve canidir, bencildir, aşağılık bir yaratıktır. Bir arkadaşımız bize ölümü hatırlatmıyorsa onunla görüşmemek gerekir. Gençlere “Her hafta sinemaya gideceğinize mezarlıkları ziyaret edin.” diyorum.
 
Mezarlıkları onun için mi bu kadar çok geziyorsun?
Evet, ben fırsat buldukça alış-veriş merkezlerini gezenlere inat mezarlık gezerim. Asıl ticaret orada, bilenler bilir! Geçenlerde Aşiyan Mezarlığı’na gittim. Mezar taşlarını inceledim. Birkaç kişinin mezar taşında Fatiha yoktu. Diğer taşların bazılarında da Yüksek “İnşaat Mühendisi, Yüksek Mimar” filan yazıyordu. Mezartaşı değil CV mübarek. Düşünün, ahirete giderken sırtlarındaki taşı gösterip bilgi verecekler!
 
Müslümanların korkusuz olması için çok sert metinler yazmışsın. Müslümanlar korkak mı?
Müslümanlar heybetini kaybetti. Müslümanın korkağı Allah’tan korkmuyor demektir. Allah’tan korkan insan hiç kimseden korkmaz. Takva sahibi gerçek Müslüman, Allah yolunda ölebilmek için bahane arar, biz ayağımıza gelen fırsatları tepiyoruz. Cennet günde beş kez ayağımıza geliyor ama biz onu çiğneyip kırmızı halılarla cehenneme koşuyoruz…
 
Ama sen de insanları çok korkutuyorsun…
Müslüman korku ve ümit arasında olacaktır amenna ama bunu böyle deyince korkuyu bırakıp sadece ümit ediyorlar. Artık Biz, “korkuyla korku arasında” yaşamalıyız. Azıcık af ümidi doğduğunda şımarıyoruz çünkü.
 
Herkesin ‘sevgi’ ve ‘barış’ diye gezindiği bir ortamda senin konuşmaların ve kitapların korkuyu öngörüyor. Bir yazar için riskli bir şey değil mi bu?
“Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?”ın sorusu şudur: “Ne yani cehennem olmasaydı Allah’a inanmayacak mıydık?” Peygamber efendimiz cennetle müjdelendiği halde ibadetlerini “Evet cennetle müjdelendim, Rabbime daha fazla şükretmeyeyim mi?” diyerek aksatmamıştır. Kaliteli bir tövbeyle affedilmeyecek suç yoktur bunu biliriz fakat tövbe etmek, başımız sıkışınca bir cümle kurmak mıdır? Yine de doğrusunu Allah bilir.
 
Yine de doğrusunu Allah bilir! sözüne çok dikkat çekiyorsun, bunun özel bir anlamı var mı?
İslâm kültüründe fetvaların sonu bunun gibi cümlelerle bitermiş. Bu bir edep kuralı. İnsanız, fikrimiz kişisel ise “kadim” değildir. Dünyada her sorunun cevabı fetva anlamı taşır. Soru sorarken karşımızdaki insandan fetva isteriz. Bir nevi suç ortaklığıdır bu! Cevap vermek risktir. Soruyu değil cevabı cahil verir. Cevaplarımızı ahireti düşünerek vermeliyiz. Yoksa sen sor ben söyleyeyim, oh ne güzel…
 
Sen böyle diyorsun ama dünya değişiyor. Doğuyla Batı’nın farkı yok artık…
Ne münasebet! Bizim şeytanımızla Avrupa’nın şeytanı bile farklı. Onların şeytanı alternatif bir kötü Tanrı gibi görünür. Tanrı’nın karşıtıdır. Bizim şeytanımız evliya kılığına girer, camiye gelir, Leyla olur, namaz kılarken beraberiz, sahura birlikte kalkarız.
 
Azrail’e de farklı bakıyoruz galiba?
Bizde Azrail melektir. Batı’nın Azrail tasvirlerine bakın; eli oraklı, kötü suratlı, zalim… Hayır! Biz eğer cennetlik olarak ölüyorsak Azrail’i şefkatli ve güler yüzlü görürüz. Asık suratlı bir Azrail, cehennemlik adamların tasavvurudur. Allah, kaza, hastalık gibi sebepleri yaratmasaydı Azrail tek başına can alabilirdi ve katil olurdu. Dilediğinin canını alabilen katil Azrail, Batı’nın uydurması. Dediğim gibi, bizim şeytan evliya kılığına bile giriyor, bazen Leyla oluyor, güzel kadına dönüşebiliyor. Avrupa’nın şeytanı ters ayaklı, keçi bacaklı, çatalkuyruklu, boynuzlu, mızraklı… Bu fark kapanmayacak.
 
Yani medeniyetler çatışması sürecek?
Doğu-Batı birleşirse, entegrasyon sağlanırsa kıyamet kopar. Hani “Güneş’in Batı’dan doğması” diyor ya Cenabı Allah. Güneş Batı’dan doğarsa kıyamet kopmuş demektir.
 
Sahi, ne olacak bu sigara yasağı, çok muzdarip olduğunu duyduk?
Müslüman Müslüman’a bunu yapar mı? Ben, dişlerini fırçalarken bile sigara içen bir adamım. Sigara yasağı yüzünden evden çıkamıyorum. Hükümetten yeni bir açılım istirham ediyorum: Tütün Açılımı! Hatta onları buradan şöyle tehdit ediyorum: Hakan Albayrak da benimle aynı fikirde.
 
Modern tıbbın çare bulmasını istemediğin bir hastalık var mı?
Evet. Kıl dönmesi. Kimseye anlatılmayan, söylenmesi ayıp kaçan hastalıklar hidayet vesilesidir. Tefekkür eden, hayatın anlamını arayan insanlar için bu gibi hastalıklar büyük şans oluyor. Tıbbın buna engel olmasını istemiyorum! Samimiyim bu konuda, ant içerim.
 
Ant içmek ne demektir?
Kuran’a yemin etmeyi ilkellik sayan modern laik devletler insanlara and içmeyi öğretiyorlar. Bana göre and içmek, ateist yeminidir!
 
Din adamlarımızın siyasete atılmasından rahatsız mısın?
Bizim din adamlarımıza artık “Hoca” denmiyor, dikkat edin bunlar daha çok “Teolog” olmaya başladılar. Bir şeye çok bozuluyorum, siyasete atılıyorlar, bunu anlıyorum ama siyaset denince akıllarına niçin CHP geliyor, bunu çözemiyorum doğrusu?
 
Peki, ne zaman adam oluruz?
Marş okununca nefes almadan, kıpırdamadan kılıç gibi duran insanlar kadar, Kâbe denince dizleri titreyen adamlar olabildiğimiz gün ümit var demektir, aksi halde rahmetine sığınıp bekleyeceğiz.
 
Bu çağın bir kutbu ya da kanaat önderleri var mı?
Olmaz olur mu? Kuran, sünnet, googlee…
 
Yeşil sözlük yazarısın, onca sözlük varken niçin Yeşil sözlük’ü tercih ettin?
Onlar bizim çocuklar. Yani ikinci bir 28 Şubat olursa başı belaya girecek olan ilk sözlük, e tabi hal böyle olunca bana da orada yazmak düştü.
 
Sahi, bir 28 Şubat vardı, ne oldu ona?
28 Şubat’ta Müslümanlar camilerden, cemaat evlerinden, derneklerden, çay ocaklarından toplanmıştı. Şu an Müslümanlar lüks Cafelerde oturup kalkmaya başladı, ikincisini bilmem ama üçüncü bir 28 Şubat yapılırsa hepimizi barlardan toplayacaklar.
 
Son günlerde kafana takılan tek bir şey var mı?
Ney’den etkilenerek yedi delikli bir cami minaresi yapılabilir mi acaba?

 

ETKİNLİK HABERLERİ

Burada Kimler Var?

Şu anda 10 ziyaretçi çevrimiçi