İçinizdeki Öküze Oha Deyin Kitabının 47. Baskısı öğrenciler ve aileler de okuyabilsinler diye küfürden, argodan temizlenerek yayınlandı. Bomba gibi son baskı C4 yayınlarından çıktı.

Boş ambulans ve cenaze araçlarına şoför aranıyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Bülent AKYÜREK   
Cumartesi, 02 Ocak 2010 23:12
AddThis Social Bookmark Button

Zalim, kendi nefsine zulüm eden yani “Ölümü Unutan Adam”dır. Şeytan ve kapitalizm ölüm duygusunu unutturmadan hiçbirimizi etkileyemeyeceğini bildiğinden olsa gerek ölümden uzaklaşmamıza neden olan felsefeler, nesneler yaratır.

Bir gün öleceğini bilmek, ahret inancına yaklaştırır. Allah’ın varlığına inanmak, ahiret inancına inanmaktan geçiyor. Tanrı vardır, oradadır ve ölmeyi bilmezsek bir materyalist olarak O’nunla dünyada karşılaşmak mümkün değildir. Tanrı, ölümün arkasına gizlenmiştir. Bu yüzden İslâm tasavvufu, ölmeden önce ölmek fikri üstüne gereğinden fazla yoğunlaşmıştır.

“Ölmeden önce ölmek” gördüğümüz halde körlük provaları yapmaktır. Ölüm, hayatın tehdidi olarak yanıbaşımızda yaşıyor. Hayat, bir ölünün göz kapaklarını birkaç dakikalığına açıp kapatması gibi, kısa ve anlamsız. Bilinçsiz bir bakışın çektiği birkaç fotoğraftan ibaret yaşam. Bu fotoğrafları götürüp yorumlayacağız ahirette.

 

Kendisi için yaşayan ateist, dünyada işler kötü gitmeye başlayınca kendisi için ölmeyi yani intiharı icat eder. İntihar, kendimiz için yaşayamadığımız bir hayattan kaçarak kendimiz için ölmektir ve bir nevi koruma içgüdüsüyle yapılır. Nefsi Allah’ın elinde olmayan insanın nefs-i müdafaasıdır.

Kapitalizm, bizlere her şeyin en iyisine layık olduğumuza inandırdı. Her şeyin en iyisine layık olduğuna inanan insan attığı her adımda eksik yaşam duygusuyla boğuşur. İşini, evini, arabasını imkânlarını beğenmez. Eksiktir, haksızlığa uğramıştır, inanmaya çalıştığı ya da inanmadığı tanrı ona gereken önemi vermemiş hatta hakkını yemiştir. İntikam yemini eden bu insan kazanmak ve başarı için kolları sıvar ardından bir Moğol gibi acımasızca tüm nesnelerin üstüne akınlar yapar. Kendisinden esirgenen güzellikleri beyni ve kaslarıyla geri alacaktır. Uykusuz, saldırgan, zalimce geçirilen yıllardan sonra karşısında duran tek gerçek vardır yine: Ölüm!

Ben, birkaç ayımı pantolonumun sağ cebine toprak doldurarak yaşadım. Gün içinde paraya dokunduğum kadar toprağa bulaşıp ölümü unutmamak istiyordum. Aslında çok faydasını gördüm ama birkaç kişi bunu fark edince artistik bir hareket olarak algılanmasın diye terk ettim alışkanlığımı. Çünkü süreci biliyordum. Yine kafayı yediğim kanaatine varılacak, psikologa gitmem için baskıya uğrayacaktım. Meseleyi uzatmadım ve bir daha cebime toprak koymadım fakat yine de bu fikri insanlara önermeyi sürdürüyorum…

Büyük kentlere dört mevsim yeşil kalarak bize ölümü unutturan çam ağaçları dikildi, mezarlıklar uzaklara götürüldü, ampuller sayesinde akşam olunca akşam olmuyor ve ölümü unutuyoruz. Kamusal alanda din konuşulmuyor. Modern tıp istenmeyen tüylerden kurtulmanın ve ölümsüzlüğün peşinde koşarken insanlar kendi elleriyle kendi kafalarına kurşun sıkıyorlar. Başımızda taşıdığımız kefenimiz yani sarıklarımız da gitti. Bir nevi ölümü unutuş çağındayız. “Ye, iç, şükret” düsturu değişti: Ye, iç, ıç… Yap, işlet, devret J

İnsanlık zulüm içinde. Hepimiz birbirimize zulm ediyoruz. Ölümü hatırlamanın bir yolu olmalı. Ölüm; spor, şarkılar ve siyaset kadar gündemde kalabilseydi dünyada işler düzelecekti ama olmadı… Dünyanın kıçında at sinekleri gibi vızıldıyor, ona kur yapıyor, onunla çiftleşmek istiyoruz. Ruhumuzun insanlık kanalları tıkandı. Ruhumuzun gıdası ölümdür, mezarlıklardır. Bedenimizi gün içinde büyük marketlerde gezdirip nefsini köreltiyoruz ama bayramdan bayrama mezarlığa götürdüğümüz ruhumuzu susuz bırakıp kurutuyoruz. Ruhlarımız içimizde sigara kâğıtları gibi sarardı, sertleşti ve kenarlarından çatlıyor.Bedenlerimiz ruhlarımızın kötü rüyaları oldular. Ölümü unuttuk unutalı kendimizden başka kimseyi affetmiyoruz, bağışlamıyoruz…

Yaşam, uçurumda tutunduğumuz bir dal gibiyken, ona bu kadar güvenmenin manası nedir anlayamıyorum! Akıl Çağı dedikleri bu mu, akıl bunun neresinde? Kuran ahlâkı gitti, Kant ahlâkı geldi akşam oldu böyle oldu misali J

Bir fikrim var ve en azından büyük kentlerde ölüm duygusunun yeşertilmesi için hiç de fena sayılmaz. Diyorum ki; İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir Büyükşehir Belediyeleri yüzlerce ambulans ve cenaze aracını içleri boş olduğu halde caddelerde gezdirsin. Eminim ki insanlar yanlarından cenaze arabası ya da sirenleri çalarak geçen bir ambulans görünce hallerine şükredip ölümü hatırlayacaklardır. Devlete külfeti sadece şoför maaşı ve benzin olan bu gideri gerekirse vergi olarak bizler ödeyelim.

Hoş olmaz mı?

 

ETKİNLİK HABERLERİ

Burada Kimler Var?

Şu anda 10 ziyaretçi çevrimiçi