ERKEKSENİZ EVLENDİKTEN SONRA DA ŞİİR YAZIN! Paylas PDF Yazdır E-posta
Yazar Bülent AKYÜREK   
Pazartesi, 08 Şubat 2010 01:23

Geçen gün söyleşi için İstanbul’daydım. Kıymetli ağabeyim İlhami Atmaca, mübarek eşi ve güzel çocuklarıyla sabahladık. Yıllardır birbirimizi kaybetmenin özlemiyle konudan konuya atlayarak yirmi yıllık özlemi gidermeye çalışıyorduk.

Birini Allah için sevmek böyledir. Yirmi yıl sonra bıraktığınız yerden başlarsınız. Üstünüz açılınca o örter… “Abi” dersiniz, yıllardır görmediğiniz dostunuza “Abi bende kontör kalmadı, şu an Fatih’teyim, caminin önünde, bir iş için gelmiştim, kalacak yerim…” Siz daha sözlerinizi bitirmeden telefonu kapatır ve dünyanın öbür ucundan gelip alır sizi. Aynı diyalogu Allah için sevmediğiniz biriyle yaşayamazsınız, çünkü gece o saatte telefonunuz çalıyorsa açmazsınız, açtığınızda da buruk, kırık, hasta bir ses tonuyla kendinizi emniyete alarak konuşursunuz. Böyle zamanlarda kanınıza şeytan girer: “Menfaatçi köpek, işi düşmeseydi beni aramazdı…"

  Birbirini Allah için seven ve yıllardır görüşemeyen iki dost, kaldıkları yerden devam ederler demiştik. Çünkü onlar, aradan geçen zamanın farkına varmazlar.

Bir çok aşk böcüğü modern kadın, kocalarına şöyle derler: “Gün içindeyken beni zaman zaman düşünüyor musun? Bana hiç telefon açmıyorsun, hep ben seni hatırlayıp telefon açıyorum…” Şimdi şöyle soralım o kadınlara: “Yav adam evine ekmek getirmek için çalışıyor, akşam eve gelecek zaten, niçin seni düşünsün? Zavallı adam seni akşamdan akşama görmek ve gün içinde sıfatını hatırlamamak için evlenmedi mi zaten?”

Kadınların biyolojilerinden dolayı “kaybetme, eskime, terk edilme” korkusu vardır. “Yaş otuz beş, yolun yarısı” dedikleri onlar için “Yaş otuz beş, bitti bu iş” demektir.

Kadın, hatırlanmayınca öldüğünü zanneder. Erkek ise fazla hatırlanınca kaçar! Aşk, erkek için fazladan mesaidir. Zaten kendisi için gereksiz olan bu duyguya fazla kapılmak istemez. Bir zekası varsa eğer, bu işte kullanır!

Her şey ters döndü. Her şey Allak bullak oldu. Sakat duygularla, sakat kadrolar kurularak aşk oynanıyor. Erkek aşık olmaz! Erkeğe bir kadın aşık olur. Neyse rakamla kısıtlamayalım isterseniz! Kadınlar bir erkeğe aşık olmalıdır. Kadınları bu rekabet geliştirir. Günümüze bakalım: Erkekler kadına aşık oluyorlar… Erkeklik bu yüzden geriliyor, ucuzlaşıyor… Aşk yumuşatır, kanatlarınızı kırar, gözyaşına boğar. Kadınsı duygular olan bu kadar şey bir erkeğe yapışınca nasıl bir saçmalık çıkıyor görüyorsunuz?

Söyleyin, aşk acısıyla şapşalca ağlayan, eli iş güç tutmayan, sesi kuyudan gelen, naif bir adama “kadın olarak âşık olmak” mümkün müdür? Ne kadar komik değil mi?

Düşünün, kirli saçlarınız omuzlarınızda, bütün gün savaşmışsınız, üstünüz başınız kan içinde çadıra dönüyorsunuz, yarın sabah güneş doğunca yeniden savaşacaksınız, sizi bütün heybetiniz, kılıcınız, yaralarınız ve kanlı ellerinizle kadınlar görüyor. Kim kime âşık olur söyleyin? Kokular sürünmüş, saçları taranmış, cep telefonuyla turlayan, diğer elinde çiçeklerle Gima’nın önünde bekleyen bir erkek mi yoksa az önce anlattığım şövalye mi? Allah için doğru konuşun, hangisi?

Şiir, savaş meydanlarından kaçmış modern erkeğin uydurması… Şiirle bir kadını ucuza getirmeye çalışıyorlar. Uğruna kan dökülen, savaşlar açılan kadınların fiyatı bir şiire indi ama gerçek o değil. Evlenmeden evvel kendisine iki şiir kitabı yazdığınız kadının telefon faturasını ödemeyin de görün o zaman şiirin gücünü! Ah, ne cahillik, ne aptallık, ne gam!

Şiir, pusudur. Karşındaki insanın zayıf yerlerinden yakalayıp elde edersin. İlahi olmayan, Allah’ı, peygamberi, ahireti hatırlatmayan her şiir bastırılmış çapkınlıkların ürünüdür, gazoza atılan haptır!

İlhami Atmaca ile seksenli yıllardaki Sakarya Çay Ocağı’nı, eski günleri yadederken o günlerden kalma bir tartışmayı hatırladık: “Erkekseniz evlendikten sonra da şiir yazın görelim!”

Zikir, rutindir. Rutinde hayır vardır. “Allah, Allah”diye tekrarlayınca zikir olur. Allah, dışında tutturulan her ritim şeytandandır. Çünkü şeytan içimizde dolaşır. İyi bir cerrahtır. Boşa düştüğümüz an kaslarımızı, sinirlerimizi hareketlendirir. Tıpkı gıdıklanınca gülen bir insan gibi. Ortada espiri ya da nükte yoktur ama gıdıkladığınız adam güler. Müslümanlar yıllardır mizah yapamadıkları için üzgün. Ölümlü bir dünyada, hüzün peygamberinin ümmeti kahkaha atamamaktan ve attıramamaktan muzdarip? Zikrin önemi buradan kaynaklanıyor. “Allah” demediğiniz an şeytan, sizi yakın takibe alır. Allah, diyerek bir caddeyi turlayıp durun zikirdir. Allah demediğimiz her an irtibat kesilir, başka diyaloglara karışırsınız.

Dünyevi yazılan şiirlere bakın kim için zikrediyor? Tutturulan ritimlerin öznesi kim? Modern şairin tehlikesi burada. Öznesi (kendi şairi) olmayan şiir kalmadı. Modern şair, korkunç bir narsistlik ve histeri nöbeti içinde “Ben” diye sayıklıyor. Kibrin, yani şeytanın kıllı memelerinden besleniyor.

Şizofrenler sık sık şunu söyler: “Kafamın içinde bir müzik var. Onun ritmine kapılıp bir şeyler yapıyor ve sonra hatırlamıyorum.” Tecrübeyle sabit olduğu için bunu size rahatlıkla açıklayabilirim. Evet, insan o an şeytanın atına binmiştir ve duyduğu sesler şeytanın atından çıkan nal sesleridir.

Bir ay önce İsmet Özel’e yazdığım yazının özü buydu… Şairlerin ideolog olması mümkün değildir. Kibrin, bencilliğin zirve yaptığı şairin ideolojisi nifaktan başka bir şeye yaramaz. Ben, büyük incelikle yazdığım yazıda kimseye hakaret etmedim, şahsı hedef almadım, o yazıya şimdi internetten tekrar bakabilirsiniz… “İsmet Özel’in duaya ihtiyacı var, şifa olsun diye yazıyorum bu yazıyı” dedim. Geçen bir aylık süre maalesef beni haklı çıkardı ama asıl şimdi yeni bir tartışmayı açmanın zamanıdır. Ben, İsmet Özel ayaktayken yazmıştım, o yazıdan sonra cesaret bulanlar, kırk yıllık arkadaşları sırasıyla yazılar yazıp gündeme geldiler, düşerken vurdular. Peki şimdi ne olacak? Bana edilen küfürleri onlara da edebilecekler mi acaba?

Müslüman, Müslüman’ın kibrini görünce uyarmak zorundadır. Eliyle, diliyle uyarmak zorundadır. Bu memleketin en tehlikeli atasözünü söyleyeyim size: “ Ama kibir İsmet Özel’e yakışıyor hocam!” Asla! Kibir, şeytandan başka kimseye yakışmaz, Allah korusun, rabbimiz herkesi korusun kibir illetinden.

İsmet Özel’in son şiiri yayınlanınca bir oh çektim: “Dindabak diyorduk ki…” Şeytansı, şizofrenik bir aklın ürünüydü gerçekten.

Söyleşilerine “Biliyorum bugün beni burada bir kişi bile anlamayacak ama” diyen İsmet Özel, sanki bir şeyler anlatıyordu orada. “Ben konuşunca da yazınca da anlamıyorsunuz nasıl olsa, öyleyse şizofrenik ritimle kurgulanmış bir saçmalığı önünüze koyayım, bari zahmete sokmayın beni…” der gibiydi.

Eğer böyle düşünüyorsa haksız da sayılmaz İsmet Özel. Çünkü onun okuyucuları nasıl olsa “Üstat ne demek istemiş acaba?” diye çırpınıp duracaklar.

Konfiçyüs, inzivaya çekilir. Hayatın anlamını sorgulayacak, tefekkür edip şehre dönecek ve deneyimlerini paylaşacak. Aylar yılları kovalıyor ve Konfiçyüs şehre iniyor. Müritler akın akın onu dinlemeye geliyorlar. Kalabalık nefesini tutup onu dinliyor. Konfiçyüs zor bela ağzını açıp diyor ki: “Hasırınızı düzeltmeden oturmayın!” Kalkıp gidiyor. Vay anam vay! Yılların tefekküründen çıkan cümleyle ayılanlar bayılanlar, hemen oracakta tartışmalar, yorumlar, alkışlar filan… “Üstat çözmüş abi…”

Bizim mesele biraz da buna benziyor. Yazar çizerimiz bir yere geldikten sonra okuyucusu onun her lafında keramet arıyor. Memleketin birinde söyleşi için gitmiştim, gündüz oraları gezerken “Burada iyi bir çeşme yok mu?” demiş bulundum. On kişi kendi arasında çocuklar gibi itişip kakışmaya birbirleriyle mırıldanarak tartışmaya başladılar. Meğer herkes kendi şeyhine götürmeye çalışıyormuş beni… Ben “Çeşme”deyince metafora kapılmışlar. Öyle ya koskoca bir yazar durup dururken sadece “Çeşme” der mi? Okuyucu böyledir işte, onun tuzağına düştüğünüz an ne oldum delisi olmaya başlarsınız. Hayırlısı bakalım… Rabbim hepimizi kibrin ve okuyucunun tuzaklarından korusun…

Şiir kadınsıdır, utanmazdır, inceltir, yumuşatır… Kadınsı bir tarz olmasına rağmen kadınlar böyle bir şey yaparak kendilerini alçaltmak istemezler, bunu kendilerine yediremezler. Oysa esasen şiirlerin kadınlar tarafından erkeklere yazılması gerekirdi. Peki niye yazılmıyor, acaba erkek mi yok? Ortalık, kerhane duygusallığıyla şiir yazan bunca erkek şair doluyken, “zor erkek” kalmamışken doğal olarak kadınlar şiir yazmak zorunda kalmıyorlar. Şu fani dünyada kendisine bir kadın tarafından şiir yazılmış bir erkekle karşılaşırsam bahtiyar olacağım!

İngilizce, diploma, zenginlik, zerafet, erkeklerdeki heybeti yok etti. Hafızasında 35 deterjan markası taşıyan hangi erkeğe şiir yazılabilir ki, kadınlar da haklı!

Reklamlara bir bakın “Persil Supra Yeşil Adam” uçarak geliyor, kirli bir mutfağa girip ortalığı temizleyerek gidiyor. Kadınların kahramanları bulaşık yıkayan adamlar oldu… İyi babalar çocuklarının bezini değiştiriyor. Doğanın dengesi bozuluyor. Kimsenin kimseye saygısı kalmıyor. Bizim mübarek analarımız yemeğin tuzundan dolayı gözüne yumruk yerdi. Şimdi ne tuz için yumruk atan erkek ne de tuz için dayak yiyip sinesine çeken kadın kaldı. O kadınlar anaydı. Aynayı kırmışlardı…

Kadın, modern olmadan önce mübarek bir varlıktı. Eski bekar kızların evlendikleri güne kadar bakıp, evlenince kırıp attıkları ya da başka bir bekar kıza hediye ettikleri bir aynası olurdu. Artık evlenmiştir, bir kocası vardır, aklında boşanmak yoktur, aynayla bağı kalmamıştır. Modern kadın aynasını hiç kırmıyor. Aynasını kırmayan modern kadından anne olmuyor. Etrafımız dört çocuğu olsa bile anne olmamış, kadınlığını unutmamış bayanlarla dolu. Her çocuktan sonra göğüs ameliyatı geçirip, bir an evvel eski blue jeanına sığmaya çalışıyor.

Kozmetiğin, plastik cerrahların, hukukun, diplomanın, medya ve magazinin kutsadığı, yücelttiği modern kadınla çarpışan her erkek hadımlaşıyor. Sevdiği kız için köyü yakan, ağayı karşısına alan erkeklerin yerini işinde yükselen, iki dil kursuna gidip kendini geliştiren adamlar aldı ve bu adamlar tam da yurtdışından geldikleri gün yataklarında bir amele yakalıyorlar, aman Allah’ım! Çünkü kadın, artık piyano çalan, tıraşsız sokağa çıkamayan bir ince erkeğin artık kendisini koruyamayacağını idrak etmiştir. Ne yapıyor intikamını alamayan erkek? Oturup şiir yazıyor!

Dikkat ettiyseniz yıllardır şairin değil şiirin tehlikesinden bahsediyorum genellikle. Şiir bir nesne, şeytanın elindeki bir silah ve çok istediği zaman şair denen kiralık katili tutmakta zorlanmıyor. Bu satırlarımdan sonra bana gelecek bazı tepkileri ezberledim artık: “İyi ama abi, rahmani şiir veya iyi şair yok mu, genelleme yapmamak gerekiyor.” Elbette öyle, fakat bunu söylemeye gerek bile duymuyorum, o kadar da cahil değiliz heralde!

Modern şiir, pısırık, çapkın modern erkeklerin yumuşak yatakları oldu. Bir örümcek gibi dizelerini örüp sonra yılan gibi avlarını bekliyorlar, bize de bu sanatı yerin dibine sokmak düşüyor, her yazımla biraz daha okuyucu kaybediyorum biliyorum ama hizmete devam edeceğim. Aklı olan bir yazar, 80 milyon şairin yaşadığı bir ülkede şiirle savaşır mı? Peki niçin böyle bir kabalık yapıyoruz? Oyun bozulsun, erkekler erkek, kadınlar kadın olsun diye. Bu yetmez mi?

 

Yorum ekle

Yapılan yorumlarla ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.

Güvenlik kodu
Yenile

ETKİNLİK HABERLERİ

BÜLENT AKYÜREK KIRIKKALE'de ( 10 mart 2010 akşam 20.00'da) İlim Yayma Cemiyeti Hasan Sağlam Öğrenci Yurdu. Ankara Yolu üzeri. TEL. 0318.218.72.17

BÜLENT AKYÜREK 10 MART KIRIKKALE, 14 MART YOZGAT, 20 MART ZEYTİNBURNU İSTANBUL, MART AYI İÇİNDE SAKARYA, ESKİŞEHİR, KARAMAN VE ÇORUM, VİYANA' da olacak... Ayrıntılar ve yer, saat zamanı geldikçe burada verilecek ama "Ben o zamana kadar çatlarım" diyorsanız bulent@bulentakyurek.org adresine mail atın söylemeye çalışırız.

-----------------------------------------

TÜM ETKİNLİKLER

Burada Kimler Var?

Şu anda 9 ziyaretçi çevrimiçi