İçinizdeki Öküze Oha Deyin Kitabının 47. Baskısı öğrenciler ve aileler de okuyabilsinler diye küfürden, argodan temizlenerek yayınlandı. Bomba gibi son baskı C4 yayınlarından çıktı.

Laiklerle Müslümanların Sigarayı Bırakma Nedenleri Arasındaki İnce Farklar... PDF Yazdır E-posta
Yazar Bülent AKYÜREK   
Pazar, 17 Ocak 2010 14:36
AddThis Social Bookmark Button

Sözlerime bu yazının hayatım boyunca beni bağlamayacağını, önüme tehdit olarak sunulamayacağını söyleyerek başlamak istiyorum. Çünkü ben "Kelimelere" inandım ve hayatım boyunca ağzımızdan çıkan her cümle dönüp dolaşıp ensemde bitti. Yazdığım her şey sınav olarak karşıma çıktı. Yazarın hayatı bu yüzden zordur. Herhangi bir insan evde oturduğu kanepesinde portakal soyarken ya da kahvede oturup kâğıt oynarken gün içinde akla sağlık şeyler konuşur ama bir gün ona birisi "Sen dememiş miydin abi?" dediğinde, "Ben öyle bir şey demedim" diye kestirip atar, konu kapanır. Biz diyemeyiz çünkü suratımıza fırlatılacak bir ton yazımız vardır.

"YILGIN TÜRKLER" kitabımda (Fincan Yayınları) "Amerika Doğudaki çay ocaklarının peşinde." demiştim.Çoğu insana komik görünen bu görüşe halen inanıyorum. Uzaya çıkıp Doğu semalarından çıkan sesleri dinlersek şu üçüne şahit olacağız: Karıştırılan çay, ezan ve kadın sesi...
Birkaç yüzyıldır cemaatlerimizi çay ve sigaranın içilebildiği çay ocaklarıyla kuruyorduk. Sigaranın kapalı alanda yasaklanmasından sonra çay, sigarasız içilemeyeceğinden çay ocakları işlevini yitirdi ve caanım çay ocakları bir bir kapanmaya başlandı.

 

Medeniyetlerini perdeler kirlenecek diye balkonlarda kuran Türk erkekleri teker teker asosyal olarak ölüp gidecek. Sigara içemeyen erkekler arasında sosyal bağ güçlenemiyor, çünkü sosyal bağların oluşabilmesi için kişiler arasında suç ortaklığı gerekir ve kahveye gitmek, beraber çay-sigara içmek bu suç ortaklığının en masumlarından biridir.

İki gün boyunca söyleşi için gittiğim İstanbul'da (Şair, yazar, ressam, grafiker, bestekâr, o bizim herşeyimiz!) İlhami Atmaca'nın evindeydim. İlkgençlik yıllarından beri birbirimizi tanıdığımız için geçmişi yadettik. Nihat Genç ve Hakan Albayrak'ın tohumlarını attığı Sakarya Çay Ocağı ikinci yükselişini bizimle yapmıştı. Sakarya Çay Ocağı'nda büyüyenler bugün Türkiye'nin siyasetine, akademisine ve medyasına yön veriyor. Sayılamayacak kadar çok insan yetişti orada. Bizler kitap okur, çay-sigara içer, tartışır ve beklerdik...

Pusu kurmadan oturup beklemesini bilmeyen hiç kimse medeniyetini kuramaz. Pusu kurmak Batı'ya ait olduğundan biz sabırla oturup yeni doğacak güneşi bekleriz. "Sabah ola hayrola" medeniyetinin çocuklarıyız.

Doksanlı yıllara girerken Sakarya Çay Ocağı beyin göçü yaşamış elimizdeki adamlarla safları sıklaştırarak, fakirliğimizin bağıyla birbirimize tutunup bekliyorduk. Çay ocağında kale surlarına benzeyen minik tabureler vardı ama bizim kalemizin surlarıydı onlar.

Anadolu'dan Ankara'ya üniversite okumaya gelen kara çocuklar Sakarya Çay Ocağı'na gelince büyükşehrin pisliğine düşmeyip sanata sarılsınlar, muhabbetin tadını alsınlar diye oturuyorduk orada. Yıllarca oturup bekledik. Sigara ve çaylarımızı içip kara çocuklara bildiklerimizi anlatıyorduk. Ocak son zirvesini o zaman yaptı. İlhami Atmaca ve Hakan Albayrak İstanbul'a gitti ben tekbaşıma bitip tükenmez bir sabırla bekledim... Sonra bina yıkılınca arka sokakta açılan Gökkuşağı Çay Ocağı'nda yeniden gözlerimi merdivenlere, sırtımı pasajın yiyip bitiren beton duvarlarına yaslayıp bekledim. Gökkuşağı Çay Ocağını'nda da aralaksız olarak 2007 yılına kadar oturdum.

Evet, söylediğim gibi surlarımız olan taburelerde tuttuğumuz nöbetlerin tek silahı soğuk günlerde çay ve sigaraydı. Sigara içen bir insan yirmidört saat online'dir. Eğer "Bilader ateşin var mı?" sorusunu sorabiliyorsanız bir arkadaşınız oldu demektir.

Oturup bekledik... Oturup beklemekte kader inancı mevcuttur. Kişisel gelişimden geçmiş aktif adamlar pusu kurar, plan yapar, oradan oraya koşturup aklın ve beynin güçlerine sığınırlar. Hesapları tutmazsa korkusuyla panik atak veya manik, paranoyak olurlar. Çay ocaklarımız babaocağıdır. Yiyecek ekmeğin olmasa bile oturup beklersin. Şirketi, bürosu olmayanların adresidir. Sevincin veya acının çay ocağından yayılmasıyla diğerleri arasında fark vardır.

Birahenelerde olduğu gibi çay ocaklarında şuur kaybı, saygı ve sevgi yitimi olmaz. Herkes herkesle dirsek temasındadır. Dizleri dizlerine değerek oturduklarından ömür boyu bir öteki üç kuruş kazandığında paylaşmayı ister. Terimiz terimize, kokumuz kokumuza karışır.

Sabaha kadar oturduk İlhami Atmaca'yla geçmişimize baktık. Onlarca dergi, kitap çıkarmış olsak da aynen onun dediği gibi aslında "Oturup beklemişiz."Yeni kuşak başarısız. Aradan 25 yıl geçmiş ama halen bizim yaptıklarımızdan sonra kimse duvara bir tuğla koymamış, çünkü bu kuşak oturup beklemesini ve sigara içmesini bilmiyor!

Sağlık ve bütçeye zararları olabilir ama sanıldığı gibi sigara zararlı bir alışkanlık değildir, tıpkı oturup beklemenin başarısızlık olmadığı gibi...

Neyse, mesajlarımızı verdik, maziyi yad ettik şimdi bu yazının başlığına geri dönelim. Ben bir tiryaki olarak yine de sigarayı bırakmayı düşünenler için yazıma devam etmek istiyorum:

"Sigara içmek israfsa, ben dibine kadar içiyorum zaten" demiş üstat. Çoluk çocuğu olan ve az gelirli insanlar için israftır, günahtır, kul hakkıdır, sağlığa zararları vardır, ona bir şey diyemem. Sigara tabi kii Allah rızası için bırakılabilir. Ya da "Allah rızası için bırakmanın dışında hiç bir özrü yoktur!" diyelim buna...

İçki yasağının ağza bile alınamadığı bir ülkede inatla sigara içmek gerektiğini savunuyorum. Sigarayı masum ve fakir halk içiyor. İçkiyi ise daha çok laikler... Eğer aramızda bir erkek siyasetçi varsa içkiyi yasaklasın da görelim! (Üstelik içki Kuran'da haram kılınmış!)

Sigarayı bırakan birçok insan şunu söylüyor: "Eskiden merdiven çıkamıyordum, sigarayı bıraktım şimdi merdivenleri koşarak çıkıyorum." Hay kafana tüküreyim, bu mu yani? Hem sigara içersin hem de asansör kullanırsın mesele biter, çocuk mu kandırıyorsun? Sen ona orta yaş bunalımındayım yatak performansım düştü desene! Allah'ın rızasını düşünmeyip Bir kadın için sigarayı bırakmış, kafayı yatağa takmış adama ben ne diyeyim?

En çok da sigarayı yeni bırakan insanların kurduğu cümlelere sinir oluyorum. Onları dinleyince sanki dinlerini değiştirip yeni bir dine mensup olmuşlar hissine kapıldıklarını sanıyorsunuz.

Birileri çıkıp "Ayda üç yüz milyon sigaraya veriyordum, bıraktım şimdi bir yetime veriyorum o parayı" dese ayaklarına kapanıp kunduralarını öpeceğim ama ne gezer, bırakan yine nefsi için bırakıyor, laik gibi bırakıyor ona kızıyorum.

 

ETKİNLİK HABERLERİ

Burada Kimler Var?

Şu anda 11 ziyaretçi çevrimiçi